Advert
Advert

Cerattepe Çevre Mücadelesinin Kalbidir

Cerattepe’de Türkiye’nin en büyük doğa mücadelesi sürüyor. Bu mücadelenin bir parçası olan ve Artvin halkının da önemli ölçüde sahiplendiği maden projesinin iptaline dair dava mahkeme tarafından reddedildi.

Cerattepe Çevre Mücadelesinin Kalbidir
Cerattepe Çevre Mücadelesinin Kalbidir Karadeniz Çevre Haber

Üstelik daha önceki mahkeme tarafından Çevresel Etki Değerlendirme raporu iptal edilmiş olmasına rağmen. Dava şu anda temyiz aşamasında.

Cerattepe’nin doğal özelliklerini, burada yapılacak madencilik faaliyetinin Cerattepe’ye ve tüm bölgeye etkilerini, uzun zamandır yaşanan direniş ve dava sürecini; bu süreci başından beri takip eden ve mücadelenin içinde yer alan, aynı zamanda Yeşil Artvin Derneği Yönetim Kurulu üyesi olan Avukat Bedrettin Kalın’a sorduk.

                                                                                                                                 

CERATTEPE EŞSİZ BİR DOĞA CENNETİ VE YAŞAM ALANI

Cerattepe nasıl bir yer? Fiziksel özellikleri ve doğal durumu örneğin. Ve ne kadar bir alandan söz ediyoruz?

Cerattepe Artvin şehir merkezinin hemen üzerinde, %80 eğimli bir coğrafyada yer alıyor. Artvin şehir merkezi 500 m kodlarında iken Cerattepe bölgesi 1750 m kodunda olan bir bölge. Ancak maden ruhsat alanı 4406 hektar olup Artvin şehir merkezinin üzerinden, üst mahallelerden başlayarak görünen bütün Artvin coğrafyasını kapsıyor. Cerattepe şehir merkezine kuş uçuşu 4 km uzaklıkta olmakla beraber aradaki 4 km mesafenin tümüne yakın kısmı yerleşim ve tarım alanları.

Cerattepe bölgesinin hemen sağ tarafı ülkemizin en önemli milli parklarından Hatila Milli Parkı’dır. Ekolojik çeşitlilik ve koruma statüleri açısından çok önemli bir milli parktır. Cerattepe esasen maden alanına yer açmak için Hatila Milli Parkı’nın daraltılması ile milli parktan çıkarılmıştır. Yine Cerattepe ile kent merkezi arasında Kafkasör Turizmi Koruma ve Geliştirme Bölgesi yer alıyor. Turizm merkezi olmasının yanısıra ilin tek rekreasyon alanı olup her yıl Uluslararası Kafkasör Boğa Güreşleri Festivali’nin yapıldığı bir alan burası. Bu turizm alanının tümü maden ruhsat alanı içerisinde kalıyor. Yina Cerattepe’nin üst tarafı Atabarı Kayak Merkezi olarak ilin turizm geleceği açısından önemli bir bölge. Cerattepe’nin alt tarafında ayrıca Fıstıkçamı Gen Koruma Ormanı bulunmakta. Kafkasör Turizm Merkezi’nin sol tarafında ise Kent Ormanı yer almakta olup sayılan bütün alanlar koruma statüleri olan alanlar.

Yine ruhsat alanı ile birlikte Cerattepe bölgesi 120 endemik tür ve yüzlerce nadir türe yaşam alanı olmakta. Son inceleme ve raporlara göre Artvin ilinin bitki türlerinin sayısı 2727 ve ülkemizin bitki çeşitliliği açısından ilk sırasında. Yine Artvin şehir merkezinin bütün su kaynaklarının bu alandan gelmesi sebebi ile yaşamsal önem taşıyan bir alan.

Cerattepe ve Kafkasör bölgesi halen canlı heyelanların devam ettiği, şehir için bir tehlike potansiyeli olan bir alan da aynı zamanda. Özellikle kış döneminde 1 m üzerindeki kar yükünü tutabilen tek şey Kafkas ekosisteminin ülkemizdeki ender uzantılarından biriolan doğal yaşlı ormanlar. Bu ormanların kesilmesi hem çok değerli doğal yaşlı ormanların yok olmasına sebep olacak hem de kar yükünü tutacak başka bir şey olmadığından heyelanlar artacaktır. Çok kısaca Cerattepe eşsiz bir doğa cenneti ve yaşam alanı.

Cengiz Holding bünyesindeki Eti Bakır A.Ş.’nin bu bölgede madencilik faaliyeti niyeti ne zaman başladı? Başka bir ifadeyle mücadeleniz bu şirketle ne zamandır devam ediyor?

Cengiz Holding’in bu alandaki madencilik niyeti esas olarak 2012’de somutlaştı. Daha öncesinde Cerattepe’de Kanadalı İnmet Mining Şirketi’nin çalışmaları mahkeme kararı ile engellenmiş, ruhsat ve işletme haklarının iptaline karar verilmişti. 2012 yılının Şubat ayında Cerattepe’deki iki ruhsat alanının yeniden ihalesinin yapılacağı duyuruldu. 17 Şubatta yapılan ihalede esasen Cengiz Holding’in aldığı ihale, Özaltın grubu adına alınmış gibi gösterilerek ruhsat hakları ihaleden hemen sonra bir rödovans sözleşmesi ile Cengiz Holding’e devredildi. Yani mücadelemiz 2012 yılı başından itibaren devam ediyor.

Madencilik faaliyetleri öncesinde alınması gereken ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) raporu neleri kapsar? Hangi etkileri değerlendirir? Raporun olumlu ya da olumsuz olmasına yol açacak ölçütler nelerdir?

Çevresel Etki Değerlendirme raporu yapılması düşünülen bir projenin yapılabilirlik ölçütlerini gösteren bilimsel bir taahhüttür. ÇED raporunda proje alanının ve etki alanının ekolojik değerleri tespit edilir ve anlatılır. Daha sonra projenin ne şekilde yapılacağı anlatılır. Yapılacak bu faaliyet sırasında çevreye verilmesi muhtemel zararların neler olabileceği gösterilir ve bu zararların en aza indirilmesi için ne tür önlemler alınacağı bütün ayrıntıları ile anlatılır. Proje kapsamında yapılacak işin çevresel etkilerinin en aza indirilmesinin mümkün olup olmadığı, ekosistem değerlerinin yok olmadan korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının mümkün olup olmadığı gösterilir. Yine projenin özellikle yaşam alanlarına etkisi ve bu etkinin en aza indirilmesinin yol ve yöntemleri gösterilir. ÇED Olumlu kararının alınması aynı zamanda bu proje kapsamında ÇED raporundaki tedbirlerin uygulanacağı taahhüdü anlamındadır.

CERATTEPE’DE MADENCİLİK YAPILMASI HALİNDE EKOSİSTEMİN TÜMÜ BÜYÜK ZARAR GÖRECEK

Bu bölgede madencilik faaliyeti yapılması durumunda bölge ve çevresi nasıl etkilenecek sizce? Ekolojik, ekonomik, sosyal vs, etkileri neler olacak?

Cerattepe’de madencilik yapılması halinde yukarıda sayılan ekosistem değerlerinin tümü büyük zarar görecek. Doğal yaşlı ormanlar böcek zararlısı nedeniyle çok zayıf düşmüş olup ayrıca bir madencilik faaliyetinin böcek zararlısını artıracağı ve mücadeleyi zorlaştıracağı bilim adamları tarafından da söylenmekte. Ülkemizin en önemli milli parklarından olan Hatila Milli Parkı tehlike altında kalacak, asit kaya drenajı ve asit maden drenajı çevresel sorunlara ve yeraltı/yerüstü sularında kirlenmeye ve telafisi imkansız zararlara yol açacak. Şehir merkezinde yaşayan 25.000 kişinin sağlıklı çevrede yaşama hakları ihlal edilecek; içme, kullanma ve tarımsal sular zehirlenecek, heyelanlar yaşamsal riskler yaratacak. Artvin ilinin tek geleceği olan turizm ve eğitim bu faaliyet nedeniyle engellenmiş olacak ve böylelikle ilin geleceği karartılacak. Maden faaliyeti Artvin halkını göçe zorlayacak, sosyal sorunlar artacak, barış içerisinde yaşayan bir halk birbirine düşman edilecek ve bundan bütün Artvin zarar görecek.

Söz konusu şirketin aldığı ilk ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme)/Olumlu raporu Rize İdare Mahkemesi tarafından reddedilmişti. Bu reddin mahkeme kararındaki gerekçeleri neydi?

Mahkeme kararı Cerattepe’de mahkeme heyeti tarafından yapılan keşiften sonra hazırlanan bilirkişi raporuna dayanmaktaydı. Yani mahkemenin iptal gerekçesinin tümü bilimsel sebeplere dayandırılmıştı. Özellikle belirtilmesi gereken gerekçeler, suların kaçınılmaz olarak kirleneceği, bu kirlenmenin önlenemeyeceği, alınması planlanan önlemlerin riski ortadan kaldırmaya yetmeyeceği, heyelanların kaçınılmaz olarak artacağı, bunun yaşamsal riskler yaratabileceği, orman alanlarının yok edilmesi, flora ve fauna çeşitliliğinin büyük zarar görmesi, Kafkasör Turizm alanının maden faaliyetinden etkilenmesinin kaçınılmaz olması, temiz hava kalitesinin bozulacağı belirtilmişti. Bütün bunlar ve daha bir çok sebepten dolayı sonuç olarak proje alanının yanlış seçildiği, bir kent yaşamı ile maden alanının bir arada olmasının mümkün olmadığı, bu alanda ya madencilik yapılacağı ve bu durumda kent yaşamının olmayacağı ya da şehir yaşamanın devam edeceği ve madencilikten vazgeçilmesi gerektiği belirtilmişti.

İKİ DAVA ARASINDA DEĞİŞEN TEK ŞEY ADALET DUYGUSUNU VE TARAFSIZLIĞINI YİTİRMİŞ MAHKEME HEYETİYDİ

Daha sonra ikinci kez ÇED/Olumlu raporu alındı. Buna ilişkin, içinde Yeşil Artvin Derneği’nin de bulunduğu davacılar tarafından açılan yürütmeyi durdurma ve iptal istemli dava bir süre önce reddedildi. Peki daha önceki ÇED raporunun mahkemece reddine rağmen bu kez raporun kabulünün ve davanın reddinin gerekçeleri nelerdir? İki rapor arasında geçen sürede bir değişiklik mi söz konusu oldu?

Öncelikle iki rapor arasında değişen hiçbir şey yoktu. Değişen tek şey mahkeme heyetiydi. Cerattepe projesi ile ilgili ilk ÇED Olumlu kararının iptaline karar veren mahkeme heyeti bu karar nedeniyle tenzil-i rütbe ile tarumar edildi. Bunu bir mahkeme hakimi de söyledi. İkinci ÇED/ Olumlu kararının iptali davası yeni mahkeme heyeti tarafından görüldü. Mahkeme özel seçilmiş bir bilirkişi heyeti bularak keşif yaptırdı. Bu heyet önceki raporu hiç dikkate almadan bu alanda madencilik yapılabileceği yönünde bilim adına utanç verici bir rapor düzenledi. Bu raporla ilgili olarak Prof. Dr. Doğan Kantarcı bu kişilerin hocası olmaktan utanç duyduğunu duruşmada söyledi. Bu kadar bilimden uzak bir rapordu. Bu mahkemenin yaptığı duruşma içler acısıydı. Başka yerlerde verilmiş bir karar adil ve tarafsızlığını yitirmiş bir mahkeme tarafından yazılmış oldu. 45 sayfalık karar duruşmadan bir gün sonra uyap sistemine düştü. Duruşmanın yapılışı ve mahkemenin tarafsızlığını yitirdiğinin anlaşılması ile mahkeme heyeti tarafımızdan reddedildi. Kısaca iki dava arasında tek değişen şey adalet duygusunu ve tarafsızlığını yitirmiş bir mahkeme heyetiydi.

Faaliyetin “milli park alanları ya da turizm merkezlerine uzaklığı ya da yakınlığı” ölçütleri ÇED raporunda belirleyici ölçütler midir? Başka hangi ölçütlerin değerlendirilmesi gerekir?Yine çevre etkisi değerlendirilirken asli/tali ölçüt ayrımı mevcut mu?

Faaliyetin milli parklara ya da turizm merkezlerine yakınlığı önemli ölçütlerdendir. Özellikle bu alanların ne şekilde etkileneceğinin ve bu etkilerin ne şekilde bertaraf edileceğinin bilimsel olarak gösterilmesi gerekir. Etkilenme her durumda aynı olmaz. Ancak Cerattepe’de yerüstü ve yeraltı sularının akış yönü dikkate alındığında hem turizm merkezinin hem milli parkın bu etki alanında kalması sebebi ile yine bütün çevresel etkilerin kent merkezini etkileyecek olması sebebi ile bütün bunlar büyük önem taşımaktadır.

Cerattepe davası boyunca yöre halkı ve sivil toplum kuruluşları tarafından ciddi bir tepki ve direniş gösterildiğini biliyoruz. Bu direnişe karşı idare tarafından bir takım önlemler de alındı. Bize biraz bundan bahseder misiniz? Direniş nasıl, hangi yollarla engellenmek istendi ve bunun etkileri nasıl oldu?

Cerattepe direnişinin kırılması yönünde idare tarafından birçok yasadışı ve anti demokratik önlemler alındı, halen de alınmaya devam ediliyor. Cerattepe’de ilk ÇED Olumlu kararı ile ilgili davanın kazanılmasına rağmen 2015 yılı Haziran ayında maden şirketinin yasa dışı olarak Cerattepe’ye çıkma girişimlerine karşı Artvin halkı Cerattepe’de nöbet tutmaya başlamış ve bu nöbet tam 245 gün gece-gündüz, kar altında bile tutulmuştur. Artvin halkının bu direnci 2016 yılı Şubat ayında 7 ilin jandarma ve polisinin Artvin’e getirilmesi ile kırılmış, günlerce süren mücadele sonucu maden şirketi Cerattepe’ye devlet zoru ile yasa dışı olarak çıkarılmıştır. Daha sonra devleti yönetenlerin mahkeme kararına kadar bu alanda bir faaliyet gösterilmeyeceği sözleri nedeniyle bir faaliyet yapılmamış ise de ayarlanmış ve organize olmuş bir yargılama sonucu verilen karardan sonra maden şirketi tarafından bazı hazırlık çalışmalarına başlanmıştır. Duruşma aşamasından başlayarak ilin valisi tarafından olağanüstü hal nedeniyle alınan önlemler dışında ayrıca her ay yinelenen genelgeler çıkarılarak ildeki her türlü demokratik hak rafa kaldırılmış ve yasaklanmıştır.

Yine bu dönemde bütün kamu kurumu çalışanlarına, yapılacak protesto eylemlerine katılanların işyerleri ile ilişiğinin kesileceği bildirilmiş, yeni göreve başlayacak memurların mülakatlarında bile madene karşı olup olmadıkları sorulmuştur. Artvin halkının direnişini kırmak ve bölmek için sahte bir dernek kurdurulmuş, işçi alımları yapılacağı ve iş vaadi ile bazı kişiler kandırılmaya çalışılmıştır. Şu anda olağanüstü hal ve valilik genelgesi nedeniyle demokratik hakların hiçbirisi kullanılmamakta, ili adeta bir maden şirketinin patronu yönetmekte, İstanbul’da yapılacak bir destek konseri bile yasaklanmaktadır.

Erdoğan Cerattepe direnişini “yavru geziciler” olarak tanımladı. Siz de iki direniş arasında benzerlikler görüyor musunuz?

Ülkenin bütün değerlerinin talan edildiği ve yağmalandığı bir dönemden geçmekteyiz. Bu bütün ülke için geçerli; derelerimiz, sularımız, ormanlarımız, madenlerimiz ve kıyılarımız yağmalanıyor. Yine yaşam biçimlerimizin ve inançlarımızın da sorgulandığı bir dönem yaşıyoruz. Bu anlamda mücadeleler birbirine benziyor. Talepler zaman zaman farklı olsa da temel olarak doğaya ve çevreye, ekosisteme yönelik vandalizme ve demokratik hak ve özgürlüklere yönelik saldırıya karşı bir mücadele ortaklığı diyebiliriz buna.

Direnişe karşı idare tarafından yapılan engellemelere karşı yasal bir girişim oldu mu? Bir sonuç alındı mı?

Yasal girişim olarak 2016 yılı Şubat ayında başlayan olaylar nedeniyle ilin valisi, emniyet müdürü ve jandarma komutanı hakkında yaklaşık 500 kişi tarafından Artvin Cumhuriyet Savcılığına yapılan şikayetler oldu. Ancak bu güne kadar bunlardan bir sonuç alınamadı. Yine valilik genelgesi ile ilgili olarak yasal girişimde bulunulması düşünülmüş ise de yargısal sürecin uzunluğu ve genelgenin aylık olması ayrıca her ay yeniden karar alınması nedeniyle pratik bir yararı olmadığından bir başvuru yapılmadı.

DURUŞMADA DİNLETECEĞİMİZ BİLİM İNSANLARININ BİLE DURUŞMAYA ULAŞMASI SORUN OLDU

Bu arada yargılama sırasında mahkemenin uyguladığı usule ilişkin de oldukça ciddi sıkıntılar yaşadınız. Bize biraz bundan da söz eder misiniz?

Artvin halkı ülkemizin 751 kişi ile açılan en büyük çevre davasının davacıları olarak sadece bir dava açmışlardı ve onu izlemek istemişlerdi. Bir hukuk devletinde davacının davasını izlemesinden daha doğal ne olabilir? Nitekim bu Artvin halkının ilk davası da değildi. Ondan önceki gerek maden gerekse HES davalarına da topluca gidildiği olmuştu. Artvin halkı hiçbir zaman mahkemelerin saygınlığına gölge düşürecek en küçük bir eylemde bulunmamıştı. Ancak bu duruşma etrafında adeta bir terör ortamı çok bilinçli olarak yaratıldı. Duruşmadan önce mahkemeden 751 kişinin sığabileceği bir salon ile duruşmaya katılım için saatinin öğle vaktine alınması talebimiz kabul edilmedi.

Duruşmadan bir gün önce Artvin Valisi bir aylık, Rize Valisi 1 günlük yasak genelgeleri yayımladılar. Yine Rize ilinde “İlimize Amerikan uşakları geliyor, hazırlıklı olun” diye tehdit bildirileri dağıtıldı. Duruşma günü sabah saat 05.00’te yola çıktık ancak bir gün öncesinden tutulan yollarn yüzünden bir kısım otobüsler baskı ile vazgeçtiler. Artvin çıkışından itibaren 150 Km yolda 5 kez aramadan geçirildik.

Son olarak avukatlar ile başka illerden gelen az sayıda kişi ile duruşma salonuna ulaştık. Duruşma salonu bariyerlerle çevrilmişti ve avukatlar olarak bile zor girebildik. Davacıların önemli bir kısmı Gündoğdu’da durduruldu ve duruşma salonuna ulaşamadılar. Duruşma tam saatinde başlatıldı. Davacıların halen ulaşamamış olduğu ve biraz beklenmesi yönündeki taleplerimiz de kabul edilmedi. Mahkeme heyetine bütün bu süreç anlatılarak davacıların duruşmaya katılımının bile engellenmiş olduğu bildirildi ve duruşmanın başka güne ertelenmesi talebimiz de kabul edilmedi. Duruşmada dinleteceğimiz bilim insanlarının duruşmaya ulaşımları bile sorun oldu. Bu durumda davamızı anlattıktan sonra açıkça taraf olan mahkeme heyetini reddetmekten başka yol kalmamıştı, öyle de yapıldı. Hukuk usulünde “aleniyet ilkesi” bir davaya bütün yurttaşların katılma, izleme hakkını ifade eder. Ama bir davanın taraflarının davaya katılma hakkı mutlaktır. Bu hak ihlal edildi.

CERATTEPE MÜCADELESİ 20 YILI AŞKIN BİR SÜREDİR DEVAM EDEN BİR MÜCADELE

Cerattepe davası “Türkiye’nin en büyük doğa davası” olarak tanımlanıyor. Sizce bu davaya ve bu bölgeye bu özelliğini veren etkenler nelerdir?

Bu bir yanıyla davacı sayısı açısından en çok katılımı olan dava olduğundan bu şekilde anlatılıyor. Ancak asıl olarak niteliği itibariyle en önemli dava olduğu doğrudur. Nitekim Cerattepe mücadelesi 20 yılı aşkı süredir devam eden bir mücadele. Bu zamana kadar iki uluslar ötesi maden şirketi buradan Yeşil Artvin Derneği öncülüğündeki mücadele ile kovuldu. Bu son harami şirket de elbette kovulacak. Yine etki alanı itibariyle 25.000 kişinin yaşadığı bir şehir merkezinin hemen üzerinde olması itibariyle de önemli bir alan. Ayrıca yukarıda da belirttiğim gibi bu alanın ekolojik değeri çok az bilinmekte olmasına rağmen dünya ölçeğinde korunmaya değer bir alan olması sebebi ile bu dava da ülkemizin en önemli çevre davası olma özelliğine sahip.

Kararı temyiz yoluna da gidildi. Temyiz incelemesinden nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

Halen Danıştay 14.Dairesinin yürütmeyi durdurma ve esasa ilişkin kararı bekleniyor. Danıştay 14.Dairesinin 2009/7 Genelgesi kapsamında son dönemde verdiği kararlar bulunmakta. Bu çerçevede yüksek mahkemenin bu kararından umutlu olduğumuzu söylemek gerekiyor.

Son sözler?

Ülkemiz elbette olağanüstü zamanlar yaşıyor. Esasen bir çok kişinin önceden görerek söylediği dönemler, tarikat, ticaret ve ihanet şebekelerinin bir arada ülkeyi getirdikleri uçurumun kıyısında tutunmaya çalışan bir ülke. Bir darbe girişiminden söz edilmekle birlikte doğaya, yaşam haklarına darbenin devam ettiği görülüyor. Her türlü demokratik hakkın yok sayıldığı bu süreçte bu doğa yıkımına karşı mücadele etmekte zorlandığımız doğrudur. Ancak hiçbir karanlık sonsuza kadar sürmeyecek ve Cerattepe bir gün özgürlüğüne kavuşacaktır. Buna yürekten inanıyoruz. Başka şansımız yoktur. Cerattepe mücadelesi çevre mücadelesinin kalbidir ve bu yürek her zaman atacaktır.

kaynak:hukuk politik

yeşil artvin Cerattepe Çevre Mücadelesinin Kalbidir Av.Bedrettin kalın ceratpaşa
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Çevre ve Ekoloji
Çevre ve Ekoloji
Giresun’un Jeolojik Haritası Hazırlanıyor
Giresun’un Jeolojik Haritası Hazırlanıyor